Eğirdir / Tarih ve Kültür

1914 BÜYÜK ISPARTA - BURDUR DEPREMİ

1914 BÜYÜK ISPARTA - BURDUR DEPREMİ Tarih 3 Ekim’i – 4 Ekim’e bağlayan gece 1914 Saat: 22.07 idi. Isparta ve Burdur büyük bir o zamanki adı “Hareket-i Arz” ile yâni

1914 BÜYÜK ISPARTA - BURDUR DEPREMİ

1914 BÜYÜK ISPARTA - BURDUR DEPREMİ
Tarih 3 Ekim’i – 4 Ekim’e bağlayan gece 1914 Saat: 22.07 idi.
Isparta ve Burdur büyük bir o zamanki adı “Hareket-i Arz” ile yâni deprem ile sarsıldı. Deprem 7.1 şiddetindeydi.
Hali hazırda zor günler geçiren ahâlinin figân ve duâları arşı alâyı titretmişti.
Özellikle Burdur büyük bir yıkıma uğradı. Üstelik o zaman düşünün ki evler kerpiçten ve tek ya da iki kattan müteşekkildi. Yâni bugünkü gibi beton yok, altı-yedi-sekiz katlı değil. İnsanların başına yıkılan samanlı çamur ve ahşaplar, öyle olduğu halde durum oldukça vahimdi.
İnternet yok, haber ajansları yok, televizyon yok, acil müdahale edecek birim bile yok. Can pazarı yaşanmıştı.
Depremin ardından 467 artçı deprem altı gün sürdü. Depremin, Konya, Ilgın, Yenişehir, Akşehir, Denizli, Antalya, Çivril, Seydişehir, Denizli, Alaşehir, Bolvadin ve Kütahya gibi civarda da hissedilmişti.
Depremde Isparta’da 1500’ün üzerinde vatandaş hayatını kaybederken, Isparta ve Burdur toplamında 681 kişi ise yaralanmıştı.
Burdur’daki evlerin üçte ikisi yıkılmış, geride kalan üçte birlik kısmı ise kalınmayacak kadar kötü bir haldeydi.
Burdur’da 2.000 ev yıkılmış, aynı 1500’ün üzerinde vatandaşımız da hayatını kaybetmişti.
Isparta’da da birçok ev depreme dayanamamış, 5.100 evden 4.175’i oturulamayacak hale gelmiştir. Bunlardan 1.933’ü kısmen, 2.242’si de tamamen yıkılmıştır. Depremden sonra Isparta’da Mimar Sinan Camii karşısında yer alan Pamuk Hanı olarak bilinen Kundakçıoğlu Hanı’nda yangın çıkmış, yangın sonucunda sağlam kalan evler, dükkânlar, fırınlar da yanmıştır. Belediyenin yangın söndürme araçları ve itfaiye erleri dağınık yerlerde olduklarından, yangınları söndürmeye bakan olmadı.
Herkes evlerinin bahçesine çuldan çuvaldan çadırlar kurmaya başladı.
Deprem derece derece köylerden Eğirdir’e kadar etkisini göstermişse de, oralarda pek büyük tahribat yapmadı. Atabey ve Eğirdir halkı, Isparta halkına -bol miktarda ekmek ve yiyecek getirerek dağıttılar.
Müftülükten çıkarılan bir fetvaya dayanılarak, ölüler ve parçaları yıkanmadan ve tören yapılmadan, çoğu elbiseleriyle, birkaçı bir arada topluca mezarlara gömüldüler.
Deprem sırasında Burdur’da olan Konya Valisi Azmi Bey gerekli
incelemeleri yaptıktan sonra 4 Ekim 1914’te bakanlığa şöyle telgraf çeker;
“Şimdi şehri gezdim, şehrin dörtte üçü harap ve yüzlerce nüfus zayi olmuştur. Gece barınacak hiçbir şey yok. Çadıra ve ekmeğe akşama kadar intizar ederiz. Birçok yaralılar da vardır. Bunların yarasını saracak tabibimiz ve ilacımız kâfi değildir. Felaketin derecesini tasvir edemem. Isparta’nın da aynı halde olduğunu öğrendim. Civar köylerin aynı durumda olduğu haberleri geliyor. Kazalar hakkında henüz malumat alamadım. Her halde çadıra, doktora, ekmeğe ve ilaca ihtiyaç vardır. Şimdi haneleri çıkartmak ile meşgulüm. Neticeyi başkaca arz ederim. Hareket hala oldukça şiddetli devam eylemektedir.”
Azmi Bey, Burdur’dan sonra 6 Ekim’de Isparta’ya geçmiştir. Vali ayın yedisinde kentin ileri gelenlerini toplayarak, yapılması gerekenleri belirlemiştir. Buna göre; yardım kampanyaları düzenlenecek, askerlik hizmetini yürüten Ispartalı ve Burdurlular terhis edilecektir.
Depremzedeler beş yıl vergiden muaf tutulacak, depremzedelerin barınma sorununu çözmek için hemen barakaların yapımına başlanacak, yapılacak incelemeler sonucunda binalar onarılacak ya da yıkılacak ve şehrin imarı yeniden düzenlenecektir.
Keçiborlu ilçesinin Kılıç Köyü'nde cami minaresi dışında tüm evler yıkılmıştı.
Enkaz altında kalan cesedlerin defni ve kalan ahaliye mesken temini için hemen iki Amele Taburu Burdur ve Isparta'ya sevk edilmişti. Osmanlı Hükümeti'nden başka Hilal-i Ahmer ve Müdafaa-i Milliye Cemiyetleri maddi ve nakit yardımında bulunmuşlardı.
Burdurlu Mahmud Efendi hatıralarında deprem gecesini şöyle anlatıyor;
“Burdur’da heman hanelerin bazısına garib “rahne-i endam” oldu. Ve Nefs-i Burdur dâhilinde sekene-i ahalisinden 800 nüfus telefatı olmuştur. Ve bu hareket-i arzında merhum “Kamile Yengem” enkaz altında kaldı. Ve ben dahi heman heman enkaz altında kalıyordum. Şöyle ki: Saat altı raddelerinde idi. Amucamın Ahmed’le “ud” çalıyordum. Uykum geldi. Ben orta odaya yatmağa gittim. Ve hemşirem dahi Osman Amuca’mızın hanesinde yatıyordu. Uykuya yattıktan bir saat sonra fevkalade bir gürültü ve patırtı koptu. Ben zan ediyorum ki kıyamet kopuyor. Ve ben zan ediyorum ki kâfir düşman memleketimizi istila ile haneleri yıkıyor gibi bir takım dehşetengiz hadise tasavvur ve tahmin ediyorum.
Ve aynı zamanda yatak içinde korkuyorum ve terliyordum. Duvarın sıvaları hep üzerime dökülmüş, ben altında adeta titriyordum. Fakat hiç hatırımda “hareket-i arz” yoktu. Çünkü bu zamana kadar hareket-i arzın nasıl ve ne olduğunu bilmiyordum. Dinledim, dinledim, dinledim! Evler yıkılıyor, camlar kırılıyor. Bütün millet, Burdur şehri feryad ve figan içinde.
Ve yine can kulağıyla dinliyorum: Evlerin çatıları çivilerden ayrılıyor. Gacırt gacırt sadaları Burdur’u titretiyor. Burdur’u bile değil, bütün insanları titretiyordu. Sonra sada-i dehşetle yere düşüyordu. Sonra hemşirem feryad-ı figanla heman
- Kalk kardeşim! Hareket-i arz oluyor, dedi.
Hareket-i arz oluyor. Yerler mi yıkılıyor? diye heman yatağımdan fırlayarak fesimi giydim. Ve kapıdan dışarıya çıktım. Heman yattığım ev (okunamadı) karşısında. Kapıdan çıktıktan sonra dört tarafa nazar eyledim. Mehbut-i kaldım.
Bu zaman herkes baş başa, can cana idi. Her tarafta off… Annemi aldırdım, kardeşimi aldırdım… Off…
Yavrum… diye bir gürültü, her tarafımızdan sadalar işitiliyordu. Ba’de amucam hanesinde ve hemşirem olduğu halde amucam Hüsnü Bey hanesine vardık ve orada nacar sabahladık. Ertesi gün artık vefat edenler, mahsusa taşınmaya başladı. Ama nasıl taşıyorlar!.. Tabut ve teneşir yok. Herkes tabut yerine pencereler, dört dilme üzerine konmuş iki tahtadan ibaret olarak üzerine ölü koyarak taşıyorlardı…”
Ama bitecek mi? Hayır aradan 57 yıl sonra yani 1971’de Burdur 6.2 ile tekrar sarsılacaktı.
1971 den bugüne ise 53 yıl geçti.
Allah korusun, âfetlerinden muhafaza eylesin. Ancak tedbirli olmak gerekli, hâli hazırda yönetmelikler, kanunlar depremle yaşama üzerine olsa da, Isparta’da çok sayıda mahallemizin evleri çok ama çok eski ve dayanıksız. Üstelik sene 2024, artık evler o zamanki gibi kerpiçlerden değil, o zamanki gibi yıkım olursa ki Allah korusun, tepemize samanlı çamur, tahta değil, tonlarca ağırlıklı betonlar düşer.
Beklenen büyük İstanbul depremi olduğu gibi, fay hattında bulunan Isparta’da teyakkuzda olmalıdır. Evler olduğu kadar Halı Sarayı’nın da durumunu hatırlatmakta fayda var.
Canlarımız tedbirsizlikten ölmesin, insan hayatı ucuz değildir.
1914 depremini yaşayan gören hiç kimse bugün hayatta değil. Bu bize bazı gerçekleri unutturmasın. Kocaeli, Erzincan, Maraş ve nice şehirlerimizde gördüğümüz hakikat bu depremler olacak ve şehrimiz de bu fay hatlarıyla önlemli olmak zorundadır.
Bilim insanlarımızı dinlemenin önemini unutmayalım. Allah âfetinden korusun!
Bekir MANAV 25.08.2024 ISPARTA
#ısparta #deprem

Fotoğraf: Bekir MANAV own